Yaşamayı sevenler çetesi

“Günaydın” diyoruz birbirimize. Bazılarımız doğan güneşe, esmeyen rüzgâra, cırcır böceklerine, yoldan geçen kediye filan da “Günaydın” diyor. Ne güzel. Günlük rutinin içinde kendimize nefes alma alanları yaratıyor, bir kahveye sığınıyoruz. Bazen yalnız, bazen bir dost eşliğinde. Kimimiz şekerleme yapacak bir köşe buluyor kendine. Öyle ya da böyle, biz kendi halinde hayata tutunmuş, makul insanlar olarak çaresizlik duygusuyla “Bir şey yapmalı” hissiyatı arasında gidip geliyoruz. Şahit olduğumuz, öğrendiğimiz kötülüğü dimağımız almıyor. Aklımızla üzülmezsek eğer, olan bitene katlanamayacağımızı öğretti hayat bize. Bu yüzden biz Yaşamayı Sevenler Çetesi, artık aklımızla üzülüyoruz çünkü kalbimizin dayanabileceği sınır çoktan geçildi. Bizim en güçlü silahımız neşe. Kahkahamız meşhur. Anlattığımız hikâyeler hayat dolu. Bizi nerede görseniz tanırsınız. Metroda yanındaki genç yüksek sesle müzik dinlerken ayağıyla ritim tutan, bir kedi kucağında uyuyor diye saatlerce hareket etmeyen, pazardan dönen yaşlı teyzenin torbalarını taşımak için yanına koşan, bir yemeği paylaştırırken en küçük parçayı kendine alan, bir çocuğa masal okurken bütün karakterleri teatral bir şekilde canlandıran, ne yapsa iyi yapan, en umutsuz anda bile espri yapabilen, çiçekleri sularken onlarla konuşan, sokakta hiç tanımadığı birine yüzü asık diye onu gülümsetmek için “Bugün ne kadar şıksınız” diyen, yaşamayı seven insanlarız biz. Cesuruz. Korkmadığımız için değil, korkuya rağmen hareket ettiğimiz için. Kendimizle dürüstçe yüzleştik, hayatla kavgamızı bitirdik, hiçbir kıskançlık bizde barınamıyor, fevri öfkeyi daha gelmeden elimizin tersiyle itiyoruz, tüm dünya insanlarıyla ve doğayla bir bütün olduğumuzun bilincine sahibiz, din, dil, ırk, cinsel kimlik fark etmez; ayrımcılık gördüğümüz yerde yapıştırıyoruz cevabı. Güzel olan şu; dünyanın neresinde olursak olalım birbirimizi hemen tanıyoruz. Biz gönül ehliyiz. Biz Yaşamayı Sevenler Çetesi’yiz.